Ülkemizde Bluefin (mavi yüzgeçli) orkinos avcılığı ve yetiştiriciliği son yıllarda olağanüstü bir
gelişme gösterdi. Türkiye’nin hatırı sayılır sektörlerinden biri haline gelen ve özellikle ihracat açısından çok önemli bir potansiyele sahip olan sektör, ne yazık ki şu an için bazı önemli uluslararası sıkıntılar da yaşıyor.
Türkiye balık avcılığı ve yetiştiriciliğinde çok köklü bir tarihe ve kültüre sahip olmasına ve Mavi Yüzgeçli Orkinos un göç rotasındaki Akdeniz’e kıyısı olmasına rağmen, ancak geçen yıl Dubrovnik’te düzenlenen ICCAT toplantısında (Atlantik Orkinos Neslinin Korunması Amaçlı Uluslararası Komite) orkinos avcılığı için kota alabilmiştir.
Sektörün en önemli kurumu olan ICCAT’ın bu yıl ki zirvesi ise 12 Kasım tarihinde Antalya’da gerçekleştirilmiştir. ICCAT zirvesi sırasında sektörümüz ve ülkemiz başarılı bir ev sahipliği gerçekleştirmiş ama iki temel konu üzerinde rahatsızlığını da dile getirmiştir. Bu iki önemli konuyu şu şekilde özetlemek mümkündür.
Orkinos neslinin korunmasına ve aşırı avcılığın önlenmesine yönelik tedbirler ve buna bağlı olarak Avrupa Birliği ülkeleriyle, Akdeniz’e kıyısı olan diğer ülkelerin sahip olduğu toplam kotanın düşürülmesi.
Diğer üye ülkelerden azaltılmış bu kotanın Türkiye’nin hakkına ilave edilerek;
Türkiye’nin alacağı kota oranının artırılması. Tarihinde balıkçılık kültürü ile en ufak ilgisi dahi bulunmayan bir takım ülkeler, Türkiye’nin birkaç katı daha fazla kota alabilirken, bizim kendi evimizin önü olan kendi denizimiz Akdeniz’de gerçekleştirilen bu avcılık faaliyetinden ülkemize neredeyse lütuf olarak verilen mevcut az kotadan ciddi şekilde rahatsızız.
Rakamsal Örnek vermemiz gerekirse;
Avrupa Birliği kotası 16.779 ton iken Türkiye’nin kotası 918 ton seviyesindedir. Tunus’un 2.333 ton, Cezayir’in 1.511 ton ve Akdeniz ile hiçbir bağlantısı olmayan Japonya’nın 2.515 ton kotası var iken, ülkemize yapılan kesinlikle büyük bir haksızlıktır.
ICCAT kurallarına göre Türkiye’nin alması gereken kota, toplamın yaklaşık %12’ sidir. Bize verilen miktar ise ancak %3 civarındadır. Bu tarihsel hatanın düzeltilebilmesi için ICCAT sırasında ve elbette sonrasında girişimlerimiz oldu.
Türkiye bu doğal hakkını elde edene kadar mücadelemizi şüphesiz sürdüreceğiz. Bu alanda sektörümüz sektör içinden ve dışından gelecek desteklere ihtiyaç duymaktadır.
Özellikle Dış Ticaret Müsteşarlığımızın ve Dış Ticaretten sorumlu Bakanlığımızın desteği ve ilgisi bizim için çok önemlidir.
Cumhuriyetin 100. yılı ihracat hedefinde balıkçılığın payının hak ettiği noktada olabilmesi için bu sorunların aşılması mutlak bir zorunluluktur.
Tuncay Sagun
Açılıyor
Rakamlara bakıldığında Türkiye’nin ceviz üretimi konusunda ne kadar geriye gittiği görünüyor.
Durum öyle vahim ki Türkiye istatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ceviz ağacı sayısı artmasına rağmen üretim her yıl düşmeye devam etmiş. Öyle ki daha 10 yıl önce 4 bin 200 toplam ağaç sayısı ile ortalama 110 bin ton ceviz üretimi yapılırken şu an kayda geçmiş toplam 8 bine yakın ağaçtan 100 binin altında bir üretim elde ediliyor. Durum böyle olunca, Türkiye ithalata mecbur kalıyor. Ağaç sayısı artmasına rağmen üretimin düşme nedenini ele alan, Türkiye’yi yeniden ihracatçı ülke konumuna getirmek için yola çıkan ve 2001 yılında kurulan Türkiye Ulusal Ceviz Çalışma Grubu 7 yıldır canla başla çalışıyor. Grubun çalışmalarına Tarımsal Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü de katılıyor. Çalışmalar şimdiden meyvesini vermeye başladı. Edirne’de Çevre ve Orman Bakanlığı destekleri ile 25 bin dekar alanda ceviz bahçesinin
kuruldu.
1 milyon fidan dağıtıldı ama üretim artmadı
Çalışma grubu ceviz üretimi ile ilgili en büyük problemin standart üretime geçilememiş olması oldugunu düşünüyor. Bunun düzeltilmesi için birçok bölgede yoğun katılımlı toplantılar düzenliyor. Toplantıların Grup Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Yaşar Akça ceviz üretiminin teşvik edilmesi için birçok çalışma yapıldığını ancak projelerin takip edilmediğini bu nedenle projelerden verim alınıp alınmadığının bilinmediğini ifade ediyor. Akça, “Ceviz yetiştiriciliğinde ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. En önemli sorun zaten üretimde. Standart üretimimiz yok.
Neden? Çünkü cevizin aşı ile çoğaltılması uzun yıllar ihmal edilmiş. Tohumla çoğaltmışız ceviz ağaçlarımızı. Tohumla çoğaltılan ceviz ağaçları standart ürün vermezler.
Standart ürün olmayınca cevize bağlı sanayi de gelişmez ve buna bağlı olarak da tüketimde artmaz” diyor. Ceviz üretimini artırmak için yapılan çalışmalar değinen Akça, özellikle 1990’lı yıllardan sonra kamu kaynaklı her yıl 1 milyon fidan dağıtılmasına rağmen standart ürüne ulaşılamadığının altını çiziyor. Akça, üretim değerlerinin 120-130 bin ton olarak devam edeceğini iddia ediyor.
Yaklaşık 7-8 milyon fidan dağıtıldığını varsayımı ile bu fidanların dağıtıldığına dair resmi kayıtlar olduğuna göre neden üretim miktarı artmamıştır sorusunu gündeme getiriyor. Akça, sorunun cevabını şöyle açıklıyor: “Çünkü bu projelerin takibi yapılmamış ve başlangıçta yanlışlar yapılmıştır.
Bu fidanların ne kadarıyla kapama bahçe kurulmuştur, bu fidanların kaç tanesi tutmuştur kaç tanesi verime yatmıştır, maalesef bu konularda da kayıtlarımız sağlıklı değildir. Bu projelerde en ciddi sorun dağıtılan çeşitlerin ekolojik koşullara adaptasyon yetenekleri araştırılmadan dağıtılmasıdır.
Bu projeler kapsamında dağıtılan bu fidanların yerinde envanterlerinin çıkartılması kesinlikle gereklidir. Bu kadar sorunlarla üretim değerimizin ne kadar artacağını tahmin etmenin çok zor olduğunu belirtmek isterim.”
Tarım İlaçları, Zehir Üretim ve Kullanımı Konusunda Neleri Yanlış Yapmışız? Durumu Nasıl Düzeltmişiz?
Sanırım 21. yüzyılın sonlarına geldiğimiz şu günlerde artık insanlık tarımsal açıdan bazı şeyleri yanlış yaptığımızı itiraf edebiliriz.
Gelin bakalım neyi, nasıl yanlış yapmışız ve nasıl düzeltmişiz:
Tarımsal İlaçların Tarihçesi (1900-2100)
Tarım ilaçları ya da kimyasal zehirler, insana zarar veren canlıları yok etmek için kullanıldı uzun süreler. İlk bilinçli olarak kullanılmaya başlandığı 1950’ li yılların başlarında sıtma gibi insanlar için çok ölümcül bir hastalığın kontrol edilmesini sağladı.
Bu ilk başarılar öyle büyüleyici idi ki canlı öldürücü kimyasallar her alanda kullanılmaya başlandı. En çok da yeşil devrim (tarım devrimi) sonrası tarım alanında kullanıldı. 1990’ lara doğru bu kullanım çok yüksek seviyelere çıktı ve tarım ilacı o dönem tarımsal üreticinin en büyük yardımcısı idi.
1990’ larda tarım ilaçlarını yoğun olarak kullanmanın, hedef zararlının yanı sıra çevredeki başka canlılara da zarar verdiği iyice anlaşıldı. İlaç kullanıldığı zaman sadece tek bir canlı çeşidinin bölgedeki nüfusu azalmıyor, bölgenin tüm flora-faunası bu uygulamadan olumsuz etkileniyordu.
2000’ lerin başında gıdalarda ilaç kalıntısı ve gıda güvenliği sebepleri ile tarımsal ilaç kullanımlarına ciddi sınırlamalar, yasaklamalar getirilmeye başlandı. Çevresel sebepler (belki hala önemi tam olarak anlaşılamadığından) genel olarak ikinci planda kaldı.
2050’ lere gelindiğinde neredeyse tüm kimyasal tarım ilaçları yasaklandı. Tarımda zararlılarla mücadele yoğunlukla frekanslı kovucular, feromonlar, tuzaklar, koruma perdeleri, kontrollü ışınım, radyasyon gibi yöntemlerle yapılmaya başlandı.
2100’ lere gelindiğinde ise özellikle bitkisel üretimde çeşitli bitki zararlılarının belli oranlarda kontrollü olarak bitkiye zarar verilmesine izin verildi. Lakin bitki, çeşitli doğal zararlar görmediği sürece kendisi için gerekli bazı savunma kimyasallarını üretmiyordu. Oysa bu tür kimyasallar, insan beslenmesi için çok önemliydi.
Salisilik Asitin Önemi
Bu konuda verilebilinecek en iyi örnek salisilik asittir.
Aspirin diye bildiğimiz mucize ilaç aslında “asetil salisilik asit” tir ve salisilik asit içerir.
Pek çok bitki türü bir savunma mekanizması olarak salisilik asit üretiyor. Üretilen salisilik asit hasarlı ya da hastalıklı hücrelerin intihar etmesine neden oluyor. Bu yüzden yüksek seviyelerde salisilik asit içeren meyve ve sebzeler hasarlara ve hastalıklara daha dayanıklı oluyor. Örneğin Malamy ve arkadaşlarının 1990 yılında yaptığı bir araştırmaya göre tütün bitkisi yapraklarına TMV (tütün mozaik virüsü) bulaştırıldığında, yaprakların salisilik asit içeriği 180 kat artıyor.
Ayrıca çok sayıda çalışma, bol miktarda sebze ve meyve tüketen insanların daha az kalp krizi geçirme ve kansere yakalanma riski taşıdığını gösteriyor. 2000’ lerin başında yapılan bir araştırmada vejetaryen budist rahiplerinin kanında vejetaryen olmayan kontrol grubundaki insanlara göre yüksek seviyelerde salisilat bulunduğu gösterilmiş. Ayrıca, vejetaryenlerdeki salisilat seviyesi, üçüncü bir grup olan günlük düşük doz aspirin alan insanlarınkilerle denk düşüyormuş.
Salisilat eksikliği özellikle insanlarda geç dönemde oluşan hastalıkları tetikliyor ve yıkıcılığını, yıpratıcılığını arttırıyor.
Salisilat pek çok vitaminin enzim kofaktörü (Enzimlerin yapısında yer alan ve etkinlik göstermeleri için gerekli olan yan gruplar) Yani vitaminlerin hücrelerimizde belli biyokimyasal reaksiyonların oluşmasına yardımcı olmasını sağlıyor. Salisilat aynı zamanda bir antioksidan. Ve insan vücudunda doğal olarak üretilemiyor. Dışarıdan alınması zorunlu. İşte tüm bu sebeplerden salisilat 2020 yılında “S vitamini” olarak ilan edilmiş.
Yine 2020’ li yılların başında salisilatın önemli bir mikro-besin olduğu kabul edilmiş. Ve batı toplumlarının, özellikle de kötü bir beslenme alışkanlığına sahip olan gelir düzeyi düşük grupların büyük yüzdesinde salisilat eksikliği olduğu ortaya çıkmış. Bunun üzerine bu halk sağlığı sorunuyla başa çıkmak için, yiyecek ve içme sularına sentetik salisilat eklenmiş.
Doğal Yollara Dönüş
Ancak görülmüş ki taşıma su ile değirmen dönmüyor. Çünkü araştırdıkça anlaşılmış ki sadece salsilik asit değil; jasmonik asit, etilen ve bunun gibi daha başka pek çok kimyasal, bitki için gerekli doğal şartlar mevcutsa, bitki çevre koşullarına kendi imkânları ile karşı koyup sonunda meyvesini üretebiliyorsa doğal olarak meyvede oluyor. Zaten hepimiz biliriz ki doğal meyveler daha lezzetli olur. Bir atasözünün dediği gibi: “Acı yok, kazanç yok.”
Doğada bu vitaminin (ve bitkinin ürettiği daha birçok kimyasalın) ana kaynağı varken, zararlıları birçok başka yolla kontrol altına almak mümkünken ve öldürücü kimyasallar sadece hedef zararlıya değil tüm çevredeki doğal hayata zarar veriyorken, tarım ilaçlarında diretmenin anlamı var mıydı?
Sonuçta 2100 yılına yaklaştığımız şu günlerde tarımda tarım ilaçları kullanılmıyor. Canlıların zehirle öldürülmesi yoluna gidilmiyor. Böylece:
- Yediğimiz meyve ve sebzeler eskisine göre çok daha lezzetli
- Yediğimiz meyve ve sebzeler eskisine göre çok daha sağlıklı.
- Benim karnım doyacak diye bir tarım işçisinin ilaçlama yaparken zehir yutması gerekmiyor.
- Benim karnım doyacak diye yiyeceğim ürünün yetiştiği bölgenin doğal hayatını yok etmeye sebep olmuyorum.
Kaybedilenler belki yerine çok zor gelir ancak 2000 yılı insanına göre 2100 yılı insanı birçok hatadan dönmüş durumdadır.
Saygılarımla,
Manolya Biçerdöver
Tarımsal Farkındalık Dergisi
Köşe Yazarı
23.07.2099 Perşembe
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
İşte 2099 yılının bir yaz ayında “Tarımsal Farkındalık Dergisinde” sayın Manolya Biçerdöver tarafından yazılabileceğini düşündüğüm bir makaleyi yukarıda sunmaya çalıştım.
Gelecek makalemde, yine 2099 yılında yazılabilecek 1900-2000’ li sürede nelerin yanlış yapıldığı ve zamanla nasıl düzeltildiği konularındaki makaleleri yazmaya çalışacağım.
Belki bu makaleler yolu ile o gün yapılacakları daha bugünden yapacak cesarete sahip oluruz.
Zhuge Liang’ ın sözü, konu hakkında fikir verebilir:
”Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler.”
Sonucunda mağlup olacağımız bir dövüşe hiç girmemek ve akıllıca adımları acilen atmak umuduyla.
Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
Adı: Çakır
Yetiştiği Bölgeler: İzmir
İzmir ve civarında yetiştirilen yağlık bir çeşittir. Yağı kimyasal ve duyusal özellikleri yönünden Ayvalık, Memecik, Memeli ve Erkence'den sonra 5. sıradadır. Yeşil sofralık olarak da değerlendirilebilir. Çok kuvvetli gelişir, meyve orta büyüklükte, şiddetli periyodisite gösterir. Meyvenin tutunması kuvvetli olduğundan hasadı zordur. Erken meyveye yatar, verimlidir, kısmen kendine verimlidir. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Edremit (Ayvalık)
Sinonim: Edremit Yağlık, Şakran, Midilli, Ada zeytini
Yetiştiği Bölgeler: Çanakkale, Ege Bölgesi, Körfez yöresi, İzmir, İçel, Antalya, Adana, Kahramanmaraş ve Mardin'e kadar uzanmaktadır.
Toplam ağaç sayısının %19'unu, Ege Bölgesinin %25,3'ünü oluşturur. Yağı kimyasal ve duyusal özellikleri yönünden birinci sırada yer alır. Bölgesinde yağlık olarak değerlendirilir. İyi bakım şartlarında kuvvetli gelişir. Meyve orta büyüklüktedir. Orta derecede periyodisite gösterir ve mekanik hasada uygun yapıya sahiptir. Verimi iyidir. Kendine verimli olup soğuğa kısmen dayanıklıdır ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Çekişte
Sinonim: Kırma, Memeli
Yetiştiği Bölgeler: Ödemiş, İzmir'in Kiraz, Torbalı ve Ödemiş ilçeleri, Aydın'ın Nazilli, Sultanhisar ve Yenipazar ilçeleri.
1,3 milyon ağaç sayısı ile toplamın %1,5'ini oluşturur. Genelde yetiştirildiği yerlerde yeşil kırma zeytin olarak değerlendirilir. Çok kuvvetli gelişir, Meyve iri, iyi bakım şartlarında düzenli ürün verebilir. Verimlidir. Soğuğa karşı duyarlı değildir. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Büyük Topak Ulak
Sinonim: Topak Aşı Tarsus
Yetiştiği Bölgeler: İskenderun, Anamur, Erdemli, Tarsus, Seyhan, Sütçüler-Isparta.
Akdeniz Bölgesi'nde yaklaşık 300.000 ağaç var. Etli ve lezzetli olduğundan yeşil çizme zeytin olarak iyidir. İyi bakım şartlarında kuvvetli gelişir. Meyve iridir. Periyodisite gösterir. Hasatta meyve kolay berelenebilir. Verimlidir. Soğuğa ve kurağa aşırı duyarlı değildir. Aşı ile çoğaltılır.
Adı: Çelebi
Sinonim: İznik Çelebi
Yetiştiği Bölgeler: İznik, Bursa'nın Gemlik, İznik, Orhangazi, Kocaeli'nin Merkez, Gölcük ve Bilecik Merkez, Osmaneli, Gölpınarı ilçeleri.
400.000 civarında ağaç sayısı ile Marmara Bölgesi'nin %5'ini oluşturur. Yeşil sofralık olarak değerlendirilir. Orta kuvvette gelişir. Meyve çok iridir. Kısmen periyodisite gösterir. Orta düzeyde verimlidir. Soğuğa karşı aşırı duyarlı değildir. Aşı ile çoğaltılır.
Adı: Domat
Sinonim: Akhisar
Yetiştiği Bölgeler: Manisa'nın Akhisar, Turgutlu, Saruhanlı, İzmir'in Merkez, Kemalpaşa, Selçuk, Aydın'ın Merkez, Söke, Karacasu, Kuyucuk ilçeleri.
Toplam ağaç sayısının %1,4'nü oluşturur. Yeşil sofralık özellikle dolgu zeytini olarak değerlendirilir İyi bakım şartlarında kuvvetli gelişir. Meyveleri iri olup iyi bakım koşullarında düzenli ürün verir. Verimlidir. Erken meyveye yatar. Geç sulamalarda soğuğa karşı duyarlıdır. Aşı ile çoğaltılır.
Adı: Çilli
Sinonim: Tekir, Provens, Goloz
Yetiştiği Bölgeler: Kemalpaşa, İzmir'in Bornova, Kemalpaşa, Manisa'nın Turgutlu ilçeleri.
Toplam ağaç sayısı 70.000 adettir. Çoğaltma sorunu var. Küçük çekirdekli ve etli olan meyveleri yeşil sofralık olarak değerlendirmeye uygundur. Çok kuvvetli gelişir. Meyve iridir. Periyodisite gösterir. Verimi iyidir. Hasatta meyve kolay berelenebilir. Kısmen kendine verimlidir. Soğuğa karşı aşırı duyarlı değildir. Aşı ile çoğaltılır.
Adı: Eğriburun
Sinonim: Nizip
Yetiştiği Bölgeler: Gaziantep'in Nizip, Hatay'ın İskenderun, Şanlıurfa'nın Halfeti ilçeleri.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ağaç sayısı 300.000 adettir. Siyah ve yeşil sofralık olarak değerlendirilir. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri küçüktür. Periyodisite gösterir. Oldukça verimlidir. -7oC' de dallar zarar görür. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Edincik Su
Sinonim: Erdek su, Su zeytini
Yetiştiği Bölgeler: Edincik, Balıkesir'in Bandırma, Edincik ve Erdek ilçeleri.
Toplam ağaç sayısı 30.000 adettir. Siyah sofralık olarak değerlendirilir. Su oranı yüksek yağ oranı düşüktür. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri iridir. Periyodisite gösterir. Verimi orta düzeydedir. Hasatta meyve kolay berelenebilir. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Erkence
Sinonim: İzmir yağlık, Yerli yağlık
Yetiştiği Bölgeler: İzmir ve çevresi.
Toplam ağaç varlığının %3,5'ini oluşturmaktadır. Yaklaşık 3 milyon adet ağaç bulunmaktadır. Esasen yağlık olarak değerlendirilir. Yağ özellikleri Çakır'dan önce gelir. Nemli bölgelerde Phoma oleae mantarı nedeniyle hurma oluşumu olur; meyvenin acılığı gider ve doğrudan yeme olumuna gelir. İyi bakım şartlarında oldukça kuvvetli gelişir. Meyve orta iriliktedir. Şiddetli periyodisite gösterir. Verimi orta düzeydedir. Kısmen kendine verimlidir. Meyvelerin tutunma kuvveti zayıf olup hasat öncesi erken döküm sorundur. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Halhalı
Sinonim: Derik
Yetiştiği Bölgeler: Mardin, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş
Coğrafi dağılım alanı içinde 2 milyon civarında ağaç bulunmaktadır. Yeşil kırma zeytin olarak bölgede tüketilmekte, geri kalanı komşu Arap ülkelerine ihraç edilmektedir Siyah sofralık veya yağlık olarak da değerlendirilmektedir. Orta kuvvette gelişir meyveleri orta iriliktedir. Verimi orta düzeydedir. Kuvvetli periyodisite gösterir. Soğuğa karşı aşırı duyarlı değildir. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Gemlik
Sinonim: Triliye, Kaplık, Kıvırcık, Kara
Yetiştiği Bölgeler: GemlikBursa, Tekirdağ, Kocaeli, Bilecik, Kastamonu, Zonguldak, Sinop, Samsun, Trabzon, Balıkesir, İzmir, Manisa, Aydın, İçel, Adana, Antalya, Adıyaman ilerini içine alan çok geniş bir coğrafyada yetiştirilir.
Marmara Bölgesi'ndeki ağaç varlığının %80'ini, toplam ağaç sayısının %11'ini oluşturur. Sayı bakımından Memecik ve Ayvalık çeşitlerinden sonra 3. sırada yer alır. Orta kuvvette gelişir. Meyve orta iriliktedir. İyi bakım şartlarında düzenli ürün verir. Verimlidir. Kısmen kendine verimlidir. Soğuğa karşı kısmen dayanıklıdır. Çelikle çoğaltılır.
Adı: İzmir sofralık
Sinonim: İzmir
Yetiştiği Bölgeler: İzmir civarı
Yeşil sofralık olarak değerlendirilir. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri çok iridir. Çok şiddetli periyodisite gösterir. Verimi düşüktür. Kendine kısırdır. Hasatta meyve kolay berelenebilir ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Kan Çelebi
Sinonim: Nizip
Yetiştiği Bölgeler: Gaziantep civarı
Olgun meyve ve meyve özsuyu pembe-kırmızı renktedir. Pembe olum döneminde çizme pembe zeytin olarak işlenebilir. Yeşil sofralık olarak değerlendirilir. İyi bakım şartlarında kuvvetli gelişir. Meyveleri çok iridir. Periyodisite gösterir. Verimi iyidir. Soğuğa duyarlı olup çelikle çoğaltılır.
Adı: Kalembezi
Sinonim: Nizip
Yetiştiği Bölgeler: Gaziantep'in Nizip ilçesi ve Kilis.
İrili ufaklı ve yağ bakımından zengin meyveleri ile yağlık olarak değerlendirilir. İklime bağlı olarak hurma oluşturabilir. İri meyveleri siyah sofralık olarak değerlendirilir. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri çok küçüktür. Periyodisite gösterir. Verimlidir. Soğuğa hassas olup aşırı kuraklıkta meyve kalitesi düşer. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Karamürsel Su
Sinonim: Su zeytin, Kalamata
Yetiştiği Bölgeler: Karamürsel, Kocaeli'nin Karamürsel, Gebze, Gölcük ilçeleri ve Bursa civarı.
Toplam ağaç sayısı 200.000 adettir. Çok az oleaeuropein içerdiğinden işleme sırasında kolayca tatlanır. Yağ oranı düşüktür. Kalamata zeytini adı altında siyah sofralık olarak işlenir. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri çok iridir. Periyodisite gösterir. Verimi iyidir. Soğuğa duyarlıdır. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Kiraz
Sinonim: Topan Kiraz ve Oval Kiraz adlı iki tipi var.
Yetiştiği Bölgeler: Akhisar'ın Yayaköy kasabası, Manisa civarı
Meyve sapı uzun olduğundan hasadı zordur. Olgun meyveleri kiraza benzer. Siyah sofralık olarak değerlendirilir. Kuvvetli gelişir. Meyveleri iridir. Şiddetli periyodisite gösterir. Soğuğa karşı aşırı duyarlı değildir. Çelikle ve aşıyla çoğaltılır.
Adı: Kilis Yağlık
Sinonim: Kilis
Yetiştiği Bölgeler: Kilis, Gaziantep'in Merkez ve Oğuzeli, Şanlıurfa'nın Merkez, Kahramanmaraş'ın Türkoğlu, Mardin'in Cizre ilçeleri.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ağaç sayısının %52'sini, toplam ağaç varlığımızın %2,8'ini oluşturur. Meyveleri yüksek oranda yağ içerir. Yağ kalitesi yüksektir. Salkım şeklinde ve mercimek iriliğinde meyve oluşur. Hasadı zordur. Orta düzeyde gelişir. Meyveleri çok küçüktür. Verimi iyidir. Mutlak periyodisite gösterir. Soğuğa karşı duyarlı değildir. Çelikle ve yumru ile çoğaltılır.
Adı: Manzanilla
Sinonim: Manzanillo
Yetiştiği Bölgeler: İspanya'nın Cordoba şehri, İspanya'nın Endülüs Bölgesi, Amerika, İsrail ve Avustralya.
Ülkemize 1974 yılında getirilmiştir. Toplam ağaç sayısı 160.000 adettir. Sofralık olarak değerlendirilir. İspanyol usulü yeşil sofralığa uygundur. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri orta iriliktedir. İyi bakım koşullarında düzenli ürün verir. Verimi iyidir. Kendi kendine yeterli tozlanır. Soğuğa duyarlıdır. Çelikle çoğaltılır.
Adı: Kiraz
Sinonim: Topan Kiraz ve Oval Kiraz adlı iki tipi var.
Yetiştiği Bölgeler: Akhisar'ın Yayaköy kasabası, Manisa civarı
Meyve sapı uzun olduğundan hasadı zordur. Olgun meyveleri kiraza benzer. Siyah sofralık olarak değerlendirilir. Kuvvetli gelişir. Meyveleri iridir. Şiddetli periyodisite gösterir. Soğuğa karşı aşırı duyarlı değildir. Çelikle ve aşıyla çoğaltılır.
Adı: Memecik
Sinonim: Taş arası, Aşıyel, Tekir, Gülümbe, Şehir, Yağlık.
Yetiştiği Bölgeler: Muğla İzmir, Aydın, Manisa, Denizli, Muğla, Antalya, Sinop, Kahramanmaraş, Kastamonu'ya kadar geniş coğrafya.
Ege Bölgesi ağaç varlığının %50'sinden fazlasını, toplam ağaç varlığımızın %45,5'ini oluşturur. Yağlık ve yeşil sofralık olarak değerlendirilir. Kalite yönünden Ayvalık çeşidinden sonra gelir. İspanyol usulü yeşil zeytine işlenir. Çekirdeklerin çimlenme oranı yüksektir. İyi bakım şartlarında kuvvetli gelişir. Meyveleri iridir. Genelde şiddetli periyodisite gösterir. Verimlidir. Kısmen kendine verimli olup soğuğa ve kurağa karşı aşırı duyarlı değildir. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Memeli
Sinonim: Emiralem, Ak zeytin, Çekişte
Yetiştiği Bölgeler: Menemen, İzmir'in Menemen, Kemalpaşa, Manisa'nın Turgutlu ilçeleri.
80.000 civarında ağaç bulunmaktadır. Sofralık ve yağlık olarak değerlendirilir. Kalite yönünden Memecik çeşidinden sonra gelir. Kırma zeytin veya İspanyol usulü işlemeye uygundur. İyi gelişir. Meyveleri iridir. Periyodisite gösterir, verimi iyidir. Kısmen kendine verimlidir. Sulanan koşullarda soğuğa karşı duyarlıdır. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Samanlı
Sinonim: Tatlı Zeytin.
Yetiştiği Bölgeler: Karamürsel, Kocaeli'nin Karamürsel, Bursa'nın İznik ilçeleri.
Toplam ağaç sayısı 10.000 adettir. Yeşil sofralık olarak değerlendirilir. Oleaeuropein içeriği düşük olduğundan kısa sürede tatlanır. Bu nedenle Tatlı zeytin olarak da adlandırılır. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri orta iriliktedir. Kısmen periyodisite gösterir. Verimi orta düzeydedir. Soğuğa duyarlıdır. Çelikle ve dip sürgünleri ile çoğaltılır.
Adı: Sarı ulak
Sinonim: Tarsus
Yetiştiği Bölgeler: İçel'in Merkez, Erdemli, Gülnar, Adana'nın Seyhan, Kozan, Yumurtalık ilçeleri.
500.000 civarında ağaç sayısı bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesi ağaç varlığının %6'sını, toplam ağaç varlığımızın %0,6'sını oluşturur. Siyah ve yeşil sofralık olarak değerlendirilir. Kuvvetli gelişir. Meyveleri orta iriliktedir. Periyodisite gösterir. Verimi orta düzeydedir. Soğuğa duyarlıdır. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Sarı Haşebi
Sinonim: Haşebi
Yetiştiği Bölgeler: Altınözü, Hatay civarı.
600.000 civarında ağaç sayısı bulunur. Akdeniz Bölgesi ağaç varlığının %7,5'ini, toplam ağaç varlığımızın % 0.7' sini oluşturur. Yağlık ve siyah sofralık olarak değerlendirilir. Hurma oluşumu görülür. İyi bakım şartlarında kuvvetli gelişir. Meyveleri küçüktür. Verimi düşüktür. Şiddetli periyodisite gösterir. Soğuğa duyarlıdır. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Saurani
Sinonim: Savrani
Yetiştiği Bölgeler: Altınözü, Hatay civarı.
500.000 civarında ağaç bulunmaktadır. Toplam ağaç varlığımızın % 0,6' sını oluşturmaktadır. Yağ bakımından zengindir ve yağlık olarak değerlendirilir. Siyah ve yeşil sofralık olarak da değerlendirilir. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri küçüktür. Periyodisite gösterir. Verimlidir. Soğuğa duyarlıdır. Aşı ile çoğaltılır.
Adı: Uslu
Sinonim: Akhisar
Yetiştiği Bölgeler: Manisa'nın Akhisar, Turgutlu, İzmir'in Kemalpaşa, Selçuk, Muğla'nın Merkez, Yatağan ilçeleri.
900.000 civarında ağaç bulunmaktadır. Toplam ağaç varlığımızın %1' ini oluşturur. Meyvelerin tam olgunluktaki parlak koyu siyah rengi ve tadı nedeniyle siyah sofralık olarak tercih edilmektedir. Sulanan koşullarda çok kuvvetli gelişir. Meyveleri orta iriliktedir. İyi bakım şartlarında düzenli ürün verir. Verimi orta düzeydedir. Soğuğa hassastır. Hasatta meyve kolay berelenebilir. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Adı: Tavşan yüreği
Sinonim: Ters yaprak
Yetiştiği Bölgeler: Fethiye, Muğla'nın Fethiye, Antalya'nın Akseki ilçeleri, Karaman.
30.000 civarında ağaç bulunmaktadır. Özellikle Antalya'da yeşil sofralık, Muğla'da siyah sofralık olarak değerlendirilir. Yağ içeriği düşüktür. Kuvvetli gelişir. Meyveleri çok iridir. Genellikle düzenli ürün verir. Verimi orta düzeydedir. Hasatta meyve kolay berelenebilir. Aşı ile çoğaltılır.
Adı: Yağ çelebi
Sinonim: Gaziantep
Yetiştiği Bölgeler: Gaziantep'in Nizip ilçesi, Kilis.
Yağlık olarak değerlendirilir. Hasat önü meyve dökümü görülür. Orta kuvvette gelişir. Meyveleri iridir. Periyodisite gösterir. Verimi iyidir. Soğuğa duyarlıdır. Aşı ve çelikle çoğaltılır.
Haldun Keskin
300 Milyon Zeytin Ağacı Bulunan İspanya'yı Geçmeye 10 Yıl Kaldı!
Büyük bölümü son birkaç yıl olmak üzere son 10 yılda zeytin ağacı varlığının 3 kat arttığını söyleyen Doğu Akdeniz Zeytin Birliği (DAZB) Başkanı Mehmet Güler, 10 yıl içerisinde Türkiye'nin 300 milyon ağacı bulunan İspanya'yı geçeceğini savundu.
DAZB Başkanı Mehmet Güler, cuma günü yaptığı açıklamada son 3-4 yıla kadar alternatif bitki olarak görülen zeytinin, yüksek getirisi ile üretici tarafından keşfedilerek umuda dönüştürüldüğünü söyledi. Türkiye'de zeytinciliğin geliştirilmesinin çiftçinin refah düzeyinin yükseltilmesinin yanında bitkisel yağ açığının giderilmesi için de büyük önem taşıdığını belirten Güler, kullanım alanı fazla olan zeytinin önemsenmesi gerektiğini ifade etti. Son yıllarda çiftçilerin en önemli geçim kaynaklarından biri haline gelen zeytin ağacı varlığının büyük bölümü son birkaç yılda olmak üzere son 10 yılda 3 kat arttığını vurguladı.
150 milyon zeytin ağacı var
Kayıtlı zeytin ağacı sayısının kısa sürede 113 milyona ulaşmasının sevindirici olduğunu anlatan Güler, "Kayıt dışıyla ağaç sayısının 150 milyon civarında olduğunu sanıyoruz. Bu gidişle 10 yıl içerisinde 300 milyon ağacı bulunan İspanya'yı geçerek dünya lideri oluruz" dedi. Bu ağaçlardan 57 milyon adedinde üretimin yapıldığını ve yılda 600 bin ton sofralık zeytin, 200 bin ton da zeytinyağı rekoltesi elde edildiğini vurgulayan Güler, önümüzdeki 5 yıl içerisinde diğer ağaçların ürün vermeye başlamasıyla zeytin üretiminin 1 milyon tonu, zeytinyağı üretiminin ise 300 bin tonu aşacağını kaydetti. Güler,zeytinyağı üretimini 300 bin tona çıkarmalarıyla birlikte bu alanda dünyada en çok üretimi yapan İtalya'yı da geçeceklerini savundu.
07 Temmuz 2007
Kaynak : http://www.tarimmerkezi.com/
Başlangıç
Zeytin ağacının günümüzden 6000 sene öncesinde Anadolu’nun güney doğusunda diğer ifade ile Yukarı Mezopotamya’da bilindiği, meyvelerinden faydalanıldığı, buradan Suriye ve Yunanistan üzerinden iklim bakımından uygun Akdeniz kıyılarına yayıldığı kabul edilmektedir.
Zeytinyağı, Akdeniz halkları tarafından gıdadan öteye, tıbbi ilaç, sihir ve keramet kaynağı olarak kabul edilmiş, refaha ve güce ulaştıran sıvı altın olarak adlandırılmıştır. Zeytin ağacı; ebedi gençliğin, bereketin ve asaletin sembolü olarak tarih boyunca itibar görmüş, zeytin dalı zafer ve barışın simgesi olmuştur.
Dünyanın en büyük zeytinyağı üretici ülkesi İspanya’dır, arkasından İtalya ve Yunanistan, daha sonra Tunus, Türkiye, Fas sıralanmaktadır. Libya, Cezayir, ve Portekiz gibi ülkeler de önemli üreticiler arasındadır. Zeytinyağının beslenmedeki faydası ve önemi yeni bölgelerde de yetiştirme denemelerini teşvik etmiş; Avustralya, Yeni Zelanda, Arjantin, ve ABD – Kaliforniya’da zeytinyağı üretimi için yeni zeytinlikler tesis edilmeye başlanmıştır.
Kalite
Zeytinyağı besleyici özellikleri ve diğer faziletleri ile bir hazinedir, yenilebilir yağlar içinde hazmı en kolay olanı ve pişirilmeden yenebilen tek nebati yağdır. Zeytinyağında kolestrol yoktur, 70% oranında tekil doymamış yağ asidi (mono unsaturated fatty acid) ihtiva etmesiyle de, faydalı kolestrolü (HDL) etkilemeyen fakat kandaki zararlı kolestrolü (LDL) düşürücü etkisi bulunmaktadır.
İnsan vücudunda meydana gelen oksidasyon reaksiyonları hücrelerin yaşlanmasına neden olan etkenlerdir. Bu reaksiyonların etkisini azaltan maddelere ANTİOKSİDAN denmektedir. Çoğunlukla taze meyve ve sebzelerde bulunan bu antioksidan maddeler, meyveden elde edilen tek yağ olan zeytinyağında yüksek miktarlarda bulunur ve polifenol olarak adlandırılır. Polifenol zeytinyağını havanın oksijenine karşı koruyarak acılaşmasını da engeller. Zeytinyağı, insan bünyesinin üretemediği asitleri ihtiva eder, A, D ve K vitaminlerinin alınmasını kolaylaştırır.
Zeytinyağı yemeğe kattığı besin değerinin yanında, lezzet, renk ve aroma gibi nebati özellikleri ile de değerlidir. Nebati özellikler; iklim, toprak, ırk ve hasat zamanı gibi faktörlere göre değişiklik göstererek ağız tadı tercihini oluşturur.
Zeytinyağının en önemli ölçülebilir vasfı olan oleik asit derecesi ile tat ve koku özellikleri onun kalite ve piyasa değerini tayin eder. 1%’e kadar asit ihtiva eden zeytinyağı; ekstra virgin, 1% - 2% arasındaki; virgin, 2% - 3.3% arası ise; naturel yemeklik yağ olarak kabul edilir, Kaynak: IOOC. Asit derecesi 3,3% den yukarı olanlar ise rampant sınıfına girer ve rafine işlemine tabi tutularak diğer nebati yağlar kategorisinde değerlendirilir.
Tecrübeli zeytinyağı tadıcılar zeytinyağını olumlu ve olumsuz olarak nitelenebilecek bir takım terimlerle değerlendirirler.
Olumlu nitelikler:
Elma, badem, ceviz, enginar, muz, kavun, ot kokulu, yaprak kokulu, mayhoş, meyvemsi, acı, yakıcı (bibersi), tatlı. Taze sıkılmış zeytinyağında meyvenin çok yoğun tadı ve kokusu bulunur. Zeytinyağı gırtlakta hafif bir acılık bırakabilir hatta bu acılık öksürüğe bile neden olabilir. Zeytinyağı ile yeni tanışan birini şaşırtacaktır, ama bu tür boğazı hafifçe yakan acılık zeytinyağında istenen (olumlu) bir özelliktir. Nispeten acı olan zeytinyağı daha fazla poliphenol içerir ve daha uzun zaman beklemeye dayanır. Zeytinyağı tüm bu özelliklerini meyvesi olan zeytinden alır. Zeytinyağı teknolojisindeki gelişmeler, meyvenin tüm olumlu özelliklerinin kaybedilmeden yağa taşıyabilmeyi hedeflemektedir.
Olumsuz nitelikler:
Acı:Ilımlı olduğu takdirde olumlu olarak nitelenirken aşırı olduğunda olumsuza döner. Yanık:Yağ çıkarma işleminde uzun süre ısınmaya maruz kalmış. Minder:Eski sistem preslerde zeytin hamurunun sıkıldığı torbaların kokusu. Yavan:Zeytinyağı beklerken tüm tadını ve kokusunu kaybetmiş. Gres:Mazot, gazyağı vb. maddelerle yakın temasta kalmış. Paslı/metalik:Uzun zaman metalle temas halinde kalmış. Ransid: Çok uzun süre beklemiş ve oksitlenmiş. Sirkemsi:Yüksek asitli tat. Küflü:Zeytin sıkılmadan önce uzun süre ve/veya kötü koşulda beklemiş, fermente olmuş.
Tedarik
Zeytinyağının tüm tarif edici olumlu vasıflarını taşıyabilmesi için, hasat sırasında zeytinin berelenmemesi, toplandıktan sonra en geç iki gün içinde tasnif edilerek salamura kaplarına girmeyecek küçük boyların yağ fabrikasına ulaştırılması gerekmektedir. Zira gecikme halinde zeytinde bozulma (kokuşma) ve fermantasyon (sirkeleşme) başlamaktadır. Bunu sonucunda zeytinyağı yüksek asitli ve kötü kokulu olmaktadır. Zeytinyağı üretimi (tasiriye) sırasında bunları giderici hiçbir işlem yapılmayacağından, bozulma depolama süresince de devam edecek ve yağ rampant sınıfına düşecektir.
Teknoloji
Zeytinyağı tesisi, zeytinin üretime girerken taşıdığı tüm vasıfları, hiç değiştirmeden zeytinyağına aktaran makineler grubudur. Ancak zeytinyağı, üretim sırasında gerek makinelerin kifayetsizliği gerekse makinelerin işin gerektirdiği gibi kullanılmaması yüzünden, onu diğer yağlardan ayıran üstün vasıfların bir kısmını veya tamamını kaybederek sıradan bir nebati yağ haline dönüşebilir.
Eski tip (taş ezme – pres) zeytinyağı tesislerinde üretim esnasında bir işlemden çıkan yarı-mamul diğer işleme açıkta taşınarak nakledilir. En sonunda zeytinyağı suyun üzerinden bir kap yardımı ile elle alınır. Bu sistem bugünkü şartlarda üretim ve hijyene dikkat dolayısıyla yoğun ve ağır işçilik gerektirdiğinden sanayi içinde giderek azalmaktadır. Bunu yerine, zeytin üretime alındıktan sonra, yarı-mamulün bir işlemden diğerine paslanmaz pompalar ve borular vasıtasıyla nakledildiği, son ucunda da; prina, karasu ve zeytinyağını ayrıştıran sistemler geliştirilmiştir ki bunlara İngilizcedeki continuous kelimesine benzetilerek KONTİNÜ SİSTEM denmektedir. Türkçesi: devamlı veya kesintisiz demektir.
Zeytinyağı üretim tesislerinin çok büyük bir çoğunluğu, üretim sırasında sisteme zeytin miktarı kadar sıcak su katılarak çalışmaktadır. Bu sistemler üretime giren zeytini; prina, karasu ve zeytinyağı olarak ayrıştırır ve ÜÇ FAZLI kontinü sistem olarak adlandırılır. Bu sistemde zeytin hamuru gereğince yoğurulmazsa zeytinyağının bir bölümü kaçınılmaz olarak prina içinde kalmaktadır. Bu hatayı telafi etmek üzere, yağı eriterek prinadan mümkün olduğunca ayrıştırıp geri kazanabilmek amacı ile sisteme aşırı sıcak su katılmaktadır.
Zeytinyağına antioksidan özelliğini veren polifenol maddesi, üretim esnasında, ya ısınan makinelerin soğutulmaması, ya da üretim sırasında makinelere verilen suyun aşırı sıcak olması yüzünden kaybolmaktadır. Bu maddenin zeytinyağında muhafaza edilmesi için zeytin hamurunun yoğurulduğu ve ayrıştırıldığı makinelerin iç sıcaklığının 28°C yi geçmemesi gerekmektedir. Bu özelliğin korunması için sıcaklığın otomatik olarak ayarlandığı termostat sistemi ile çalışan tesisler tercih edilmelidir.
Son yıllarda, farklı yerlerden getirilen zeytinlerin birbiri peşisıra işlenip karışmaması için geliştirilen ve tesisimize kurduğumuz batch (parti) sistemlerinde; yoğurucunun (malaxer) işlediği zeytin hamuru tekneyi terkettiğinde kalan artıklar yıkanmakta ve sonradan getirilen zeytin hamuruna, varsa eğer önceki partiden iyi-kötü hiçbir bakiye bulaşmamakta, yani kimsenin hakkı kimseye geçmemektedir. Zira batch (baç okunur) sistemlerinde zeytin yoğurma tekneleri, peşpeşe tek sıra halinde değil, yanyana paralel sıralanır.
Muhafaza
Ağaçtan toplandığı gibi bekletilmeden getirilen sağlıklı zeytinlerden, yukarıda belirtilen vasıflarını bozmadan ve hijyenik ortamda elde edilen zeytinyağı; istenen kalite vasıflarına sahip olarak tüketileceği zamana kadar sıcaktan ve güneş ışığından korunarak tercihen paslanmaz çelik, seramik küp, galvanizli teneke veya cam kaplarda ağzı hava almayacak şekilde kapatılarak serin bir yerde muhafaza edilmelidir. Bu kaplar sezon öncesinde sabunlu (deterjan kullanılmaz) sıcak su ile yıkanmalı ve iyice durulanarak kuru bir şekilde kullanıma hazır tutulmalıdır. Yeni sıkılmış, yüksek vasıflara sahip zeytinyağı hiçbir şekilde, daha önce zeytinyağı kabı olarak kullanılmış olsa dahi yıkanarak temizlenmemiş kaplara, plastik bidon veya şeffaf pet şişelere konmamalıdır. Zira artık maddeler ve plastik, zeytinyağı ile kimyasal reaksiyona geçerek zeytinyağının hızla bozulmasına yol açar. Ayrıca zeytinyağının civarındaki kokuları emme özelliği olduğundan, kaplar ağzı açık ve etrafında hoş olmayan kokulu maddelerle birlikte bulundurulmamalıdır.
Son Sözler
-Zeytinyağı insanlara bahşedilen en kıymetli nimetlerden biridir.
-Zeytinyağı; kadrini bilenlerce eski zamanlarda olduğu gibi lezzetteki mükemmelliğin ve saflığın sembolü olmaya devam etmekte, ağaçtan sofraya yolculuktaki işlemlerde hangi teknolojiden geçerse geçsin nefasetindeki yalınlığının olduğu gibi muhafazası beklenmektedir.
-Zeytinyağı tesisi; getirilen zeytinden muhtevasını bozmadan fiziki yolla, yalnızca sıkarak ve ayrıştırarak zeytinyağı üreten makineler grubudur.
-Bozulmuş zeytinden makbul zeytinyağı üretmek mümkün değildir. Ancak getirilen zeytinin kalitesinden daha düşük vasıfta zeytinyağı teslim etmek tesisin kusurudur.
Muhterem zeytin üreticileri ve zeytinyağını tercih edenler,
Buraya kadar yazılanlar, tarihin mirası görenekler ile yayımlanmış muhtelif kaynaklarda belirtilen ve mesleğin uzmanlarınca kabul edilen temel bilgiler olup, çalışma ve üretim disiplinimize yön vermektedir. Ancak eksik kalmış, izahata muhtaç, fuzuli gayret öneren veya hatalı bilgiden dolayı istenmeyen sonuçlara yol açabilecek hususların tarafımıza ulaştırılması memnuniyetle karşılanacaktır.
Semih Aydın, miras zeytinyağı Ltd
TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, ihracat yaptığı 38 ülkede personeline pazar araştırması yaptırdı, araştırma sonucunda ortaya çıkan damak zevkine uygun ürünleri piyasaya sürmeye başladı. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, "Önce pazara girelim, ardından duruma göre kendimizi yönlendiririz demiyoruz. Yeni girdiğimiz bir ülkenin tüketicilerine ’Biz sizi tanıyoruz ve sizin isteklerinizi biliyoruz’ mesajı veriyoruz" dedi. Çetin, Amerika’daki tüketicilerin ürünü tattıktan sonra almayı tercih ettiğini, Japonların ise sağlıklı ürünleri tercih ettiğini kaydetti. ABD’deki mağazada müşterilere özellikle tadım yaptırdıklarını, tadan tüketicinin ürünü mutlaka aldığını ve sonrasında sürekli markasıyla istediğini bildiren Çetin, Uzakdoğu’da özellikle de Güney Kore’de mutfak alışverişini sadece kadınların yaptığını, o pazarda kadınların zevkine uygun ürünleri belirlediklerini söyledi. Japonların etikette detaylı bilgi istediğini dile getiren Çetin, "Japonya’da ürünün özellikle insan sağlığına etkileri konusunda bilgi isteniyor. Bir de hikayesi olan ürünler daha fazla ilgi görüyor" dedi. Çetin, Avrupalı tüketicilerin organik ürünlere ilgi gösterdiğini, İskandinav ülkelerindeyse tüketicilerin farklı ambalaj, yağ çeşitleri ve yağın renginden etkilendiğini belirtti.
Tariş "Damak tadı haritası" çıkardı
Kaynak : http://www.tarimmerkezi.com/
Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, "Amerikalılar birürünü tatmadan almıyor. Güney Kore'de ise mutfak alışverişini kadınlar yapıyor" dedi
Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği'nin ihracat yaptığı 38 ülkede personeline pazar araştırması yaptırdığı, araştırma sonucunda ortaya çıkan damak zevkine uygun ürünleri piyasaya sürdüğü açıklandı.Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, yaptığı açıklamada, bir pazara girmeden ciddi pazar araştırması yaptıklarını, ürün seçimi ve sunumunu buna göre belirlediklerini kaydetti.
Sunum önemli
Çetin, kurum personeline yaptırdıkları pazar araştırmasının yeni pazarlarda ürünün kabul görmesini kolaylaştırdığını belirtti. Tariş Zeytinyağı'nı 38 ülkeye ihraç ettiklerini belirten Çetin, "Önce pazara girelim, ardından duruma göre kendimizi yönlendiririz demiyoruz. Yeni girdiğimiz bir ülkenin tüketicilerine 'Biz sizi tanıyoruz ve sizin isteklerinizi biliyoruz' mesajı veriyoruz" dedi.
Etiket bilgisi
Çetin, Amerika'daki tüketicilerin ürünü tattıktan sonra almayı tercih ettiğini, Japonların ise sağlıklı ürünleri tercih ettiğini kaydetti. ABD'deki mağazada müşterilere özellikle tadım yaptırdıklarını, tadan tüketicinin ürünü mutlaka aldığını ve sonrasında sürekli markasıyla istediğini bildiren Çetin, Uzakdoğu'da özellikle de Güney Kore'de mutfak alışverişini sadece kadınların yaptığını, o pazarda kadınların zevkine uygun ürünleri belirlediklerini söyledi. Japonların etikette detaylı bilgi istediğini dile getiren Çetin, "Japonya'da ürünün özellikle insan sağlığına etkileri konusunda bilgi isteniyor. Bir de hikayesi olan ürünler daha fazla ilgi görüyor" dedi. Çetin, Avrupalı tüketicilerin organik ürünlere ilgi gösterdiğini, İskandinav ülkelerindeyse tüketicilerin farklı ambalaj, yağ çeşitleri ve yağın renginden etkilendiğini belirtti.
Türkiye'de tek
Çetin, Tariş markalı zeytin ve zeytinyağlarının analiz ve kontrollerinin, 2000 yılından bu yana Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'ne akredite olan laboratuvarlarda yapıldığını belirtti. CahitÇetin, "Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, bu akreditasyona sahipTürkiye'deki tek üreticidir. Ürünlerimiz, dört ana başlık altında toplanır: Zeytinyağı, zeytin, özel ürünler ve kişisel bakım ürünleri. Hepsi Tariş'ten, hepsi Ege kökenli" diye konuştu.
Farklı lezzetler sunuyor
Cahit Çetin, uluslararası akrediteye sahip laboratuvarlarında degüstatörler tarafından yapılan tadımlarla zeytinyağı alımı yaptıklarını belirtti. Çetin, farklı lezzetleri tüketicinin beğenisine sunduklarını ifade etti.Tariş'in 130 ürün çeşidi olduğunu söyleyen Çetin, "Özellikle aromalı yağlar uzun çalışmalar sonucu elde ediliyor. Yağların en önemli özelliği, karışımda değerlendirilen meyve ve baharatın yağının kullanılması. Piyasada 6 çeşit aromalı yağımız bulunuyor, Bunlar, turunç, biberiye, mandalina, sarmısak, kekik ve fesleğen" diye konuştu.
Hürriyet , 24 Haziran 2007
TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin " Türkiye'nin gelişen zeytinyağı sektörü desteklenmelidir. Çünkü Türkiye, zeytinin anavatanıdır" diye konuşuyor.
-Peki Türkiye genel anlamda bir sıçrama yapabilir mi?
57. hükümet zamanında belirli iyileştirmeler oldu. Bozuk orman alanları zeytinciliğe tahsis edildi. Yani son yıllarda bakış açılarında bir farklılaşma var. Ancak Türkiye'nin gelişen zeytinyağı sektörü desteklenmelidir. Çünkü Türkiye, zeytinin anavatanıdır. Türkiye zeytincilikte önünde olan ülkeleri üretim anlamında geçebilecek kabiliyettedir. Bugün için en büyük İspanya. Franko zamanında iki hedef koydular. Turizm ve zeytincilik. Bunu başardılar. Ama pazarlamada İtalyan lobileri çok önemlidir. İtalyan lobileri özellikle Amerika'da çok hâkimdir. Üretimde ikinci sırayı İtalyanlar alır, üçüncü sırada Türkiye alıyordu 1950 yılından önce. Sonra Yunanistan bizi geçti, Tunus bizi geçti, Suriye de geçmek üzere. Yani biz 5., 6. sırayı paylaşıyoruz.
-Bu durumda sağlam bir politika oluşturulması gerekiyor...
Şimdi burada bir iki konuda dikkat çekmek istiyorum. Bir tanesi fidan dikiminde üreticinin rehberlik sistemiyle bilgilendirilmesi meselesi. Bunun için Tarım Bakanlığı'nın ziraat teşkilatları var. İzmir'de, Bornova'da Zeytincilik Enstitüsü var. Çok bilgili, bilgi birikimi yüksek uzmanlar çalışıyor. Bu, bizim için şans. Hatta orada gen bankası bile var. Dikkat edeceğimiz şey, coğrafi iklimsel özelliklere göre ürünlerin seçimlerinde hassas davranmak.
'Yurtdışından Zeytin Ağacı İthal Edilmesin'
-Bu arada yurtdışından yoğun biçimde fidan alınıyor. Sakıncalı değil mi?
Yurtdışından zeytin ağacı ithal edilmesine karşıyız. Kendi zeytin kültürümüzü, genetik yapısını bozabiliriz, yozlaşmaya neden olabilir. Bu, önemli tehlikelerden bir tanesi. İşte bu noktada Tarım Bakanlığı'na görev düşüyor. Genetik hastalıkların yayılmasına dikkat etmemiz lazım. Çünkü geçtiğimiz yıllarda Aydın'da mantar hastalığı oldu. Bu hastalıkların yayılması söz konusu olabilir.
-Fidancılığı, ithalatı anlattınız. Ayrıca oluşturulacak ulusal politikaların başka unsurları da var mı?
İhracat politikalarının sağlıklı olması gerekir. Zeytinyağı ihracat politikaları, teşvikler falan çok önemlidir. Zeytinyağında çeşitli ihracat- ithalat politikalarının bize dayatılması muhtemeldir. AB müktesebatı adı altında bunlar yapılabilir. Gelişmekte olan zeytinyağı sektöründe her türlü politikaya ticari amaçlı bakacaksınız. Üretici ülkeler İspanya, İtalya, Yunanistan'ın kolay mal tedarikinden tutun da dünyada ticareti lehlerine yönlendirmek isteyen tavırlarıyla karşı karşıya kalacağız. Hükümetimiz de, ilgili kuruluşlarımız da, halkımız da bu konuda hassas olmalıdır. Çünkü zeytincilik, Türkiye'nin tarımsal geleceğidir. Bir de bağcılık var...
Serdar KIZIK
Türkiye dünya zeytinyağı pazarında lider olmayı hedefliyor.
Avrupalı üreticilerin kuraklık yüzünden verimlerinin düşmesi şansını artırıyor. Ancak yağlık zeytini değil de sofralık fidan dikimi yapması en büyük engeli. Ortalama dikilen 10 milyon fidanın yalnızca yüzde 5`i yağlık zeytin fidanı.
Türkiye dünya zeytinyağı pazarında önüne lider olma hedefini koydu. Bu amaçla Türkiye Büyük MilletMeclisi`nde de bir komisyon oluşturdu. Özellikle bu yıl Avrupa`yı kasıp kavuran kuraklık kıtanın zeytin üretimine büyük darbe indirdi. Kuraklığın getirdiği bu pazar boşluğundan Türkiye yararlanmayı amaçlıyor. Ancak Türkiye`nin en büyük engeli yanlış politikaları. Çünkü her yıl dikilen 10 milyon fidanın yalnızca yüzde 5`ni yağlık zeytin fidanı oluşturuyor, geri kalanı ise sofralık zeytin fidanı. Üstelik de sofralık zeytin dikiminde bölgesel iklim özellikleri gözardı edildiği için düşük randıman alınıyor. Uzmanlara göre ise sorun yanlış destekleme politikaları yüzünden üreticilerin kısa dönemde gelir için pazar talebi yüksek Gemlik sofralık ekimine yönelmesi.
Türkiye yaklaşık 10 yıldır zeytin fidan dikimine İl Özel İdareler kanalıyla destek ödemesi yapıyor. Fidan bedelinin yüzde 70’i hatta bazen yüzde 100’ü devletçe karşılanıyor. Amaç; "Kağıt üzerinde" zeytinyağı üretimini artırmak olarak görünüyor. Destekleme yağlık-sofralık ayrımı konmadan yapılıyor. Bu da üreticileri kilo başı 1 YTL kazandıran yağlık yerine 4 YTL kazanç getiren sofralığa teşvik ediyor. Sonuçta, gelecek on yılda Türkiye’nin dünya yağ lideri olması gerektiğinden söz edilirken, önüne, "sofralık" engeli çıkıyor. Çünkü zeytinyağı üretimine elverişli Ayvalıkve Nizip türünün rafine edilmesine gerek yokken, yüksek oranda asit içeren Gemlik türünün rafineden geçmesi gerekiyor. Avrupalı tüketicinin zeytinyağını talep nedeni ise sağlık kaynağı olarak görülmesi.Yağın rafineriden geçmesi sağlığa faydalı özelliklerinin büyük oranda yok olması anlamına geliyor.
Gemlik yağına talep yok
Edremit’te sofralık ve yağlık zeytin fidanı pazarlayanYurt Yıldırım, desteklemenin çeşide göre yapılması gerektiğini belirterek, “Türkiye proje hazırladı ama strateji hatalı” diyor. Gemlik türünün Avrupa Birliğive diğer ülkelerde talep görmediğini belirtenYıldırım, Türkiye’nin yağ üretiminde Tunus veSuriye’nin gerisinde altıncı sıraya düşmesini de sofralık-yağlık ayrımının iyi yapılmamasına dayandırıyor. Türkiye’nin zeytini desteklemeye yönelmesiyle birlikte Suriye’nin harekete geçtiğini belirten Yıldırım, “Onlar önlerine yağda liderlik hedefi koydu. Ve bizi geride bıraktılar. Türkiye proje amacına uygun hareket etseydi, dünya üçüncülüğü sıfatından olmayacaktı” diyor.
Her zeytin her bölgeye uymaz
Türkiye zeytinciliğinin tür seçiminde yaşadığı kararsızlık, üretim bölgeleri seçiminde de yaşanıyor. İklim özelliklerine uygun üretim planlaması yapılmadan zeytinciliğin gelişemeyeceğine dikkat çekiliyor.Desteklemelerin de etkisiyle son 5 yıldır zeytin tarımına yatırımların arttığını belirten Yıldırım, girişimcileri yatırım bölgelerine uygun fidan seçmeleri konusunda da uyarıyor. Kurak bölgelerin Ayvalık’a yönelmesi, Marmara Bölgesi’ndeki üreticilerin ise mayıs-eylül arasında yüksek nem isteyen Gemlik türünü tercih etmeleri gerektiğini belirten Yıldırım, “Ancak kurak bölgeler dahil her yerde Gemlik üretmeye kalkıyorlar. Bu randıman kaybına ve meyve tanelerinin küçük kalmasına yol açıyor. Marmara dışındaki bölgelerin sofralık kalitesi çok düşük. Sonuçta Türkiye sofralık zeytin ülkesi olmak üzere ama bu alanda da sorunlu bir şekilde büyüyor. Ağaçlar meyve vermeye başladıkça sorun daha net ortaya dökülecek” diye konuşuyor.
Niteliksiz hedef belirlendi
Tarım Bakanlığı`na bağlı Edremit Zeytincilik Üretme İstasyonu Müdürü Mehmet Balcı da Türkiye’nin zeytincilikte niteliksiz hedef belirlediği ve sofralık-yağlık stratejisi geliştiremediği görüşünde. İki çeşidin de üretilmesi gerektiğini belirten Balcı,"Zeytinin karı, yağındadır. Ağırlığı sofralığa vermek doğru değil ”diyor. Yanlış çeşide yönelmek ve dünya zeytin pazarında bir 10 yıl daha söz sahibi olamamak dışında Balcı’nın dikkat çektiği bir diğer sıkıntı Gemlik üretiminin talebin üstüne çıkacak olması. Türkiye piyasasının Gemlik türüne doyduğuna işaret eden Balcı, yeni dikimlerin kontrol altına alınması gerektiği uyarısında bulunuyor.
“Üreticiler Gemlik’i sofralık satamazsam, yağını satarım düşüncesinde. Ancak AB ve diğer ülkeler bu yağın aromasını sevmiyor. Standartların altında buluyor” diyen Balcı, Türkiye’nin üretim stratejisini AB’nin yağda belirlediği standartlara göre biçimlemesi gerektiğini söylüyor. Ve bu standartlara en uygun üretimin Ayvalık olduğunu vurguluyor.
Gemlik AB testinden geçemiyor
AB standartlarına göre sızma yağın asit oranının 0.8’i geçmemesi gerekiyor. Türkiye’deki Ayvalık dışında Nizip yağı da bu oranı veriyor. Gemlik’i de rafineri ederek bu aşamaya getirmek mümkün. Ancak rafineri Gemlik, diğer testlerde sınıfta kalıyor. Çünkü sızma yağın meyvemsilik, acılık, yakarlık olarak sıralanan üç niteliği taşıması gerekiyor. Testler daha doğrusu tadımlar, Uluslararası Zeytin Konseyi bünyesinde oluşturulan panellerde yapılıyor. Zeytin uzmanları, tıpkı birer degüstatörün şarap tadımı gibi zeytinin yağını tadıp kokluyorlar. Yağlara 0’dan 10’a kadar puan veriliyor. Rakam ne kadar yüksekse, yağ da kadar değerli oluyor. Bu rakamlar yağın taşıması gereken güzel özellikleri. Bir de 16 hata testi var. Bir yağın sızma ünvanını alabilmesi için posa tadından metal tadı ve kokusuna kadar 16 hatanın hiçbirini içermemesi gerekiyor.
Türkiye’deki üretim sızma yağ sınıfında sayılmıyor. Bunun nedeni sadece markalaşamaması ve dünyaya açılamaması değil. Nedenler arasında Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne üye olmadığı için resmen panel kuramaması da var. Türkiye ne kadar kalitel izeytinyağı üretirse üretsin, bunu kanıtlama şansı bulunmuyor. Tabii bu Türk yağının sızma ünvanıyla dünyayı dolaşmadığı anlamına gelmiyor. Dökme usulle yapılan ihracat, İtalya ve İspanya gibi ülkelerin ithalatçıları tarafından Türk yağının ederinin dörtte birine alınıp, şişelenip ambalajlanarak sızmaya dönüştürülmesi sonucuna yol açıyor.
Sofralık 4, yağlık 1 kazandırıyor
Gemlik türüne ilginin ardında yatan neden düşük fidan maliyeti ve yetiştirme tekniğinin yağlık zeytine göre kolay olması. 2005 rakamlarına göre, Gemlik zeytinfidanı 1.2 ila 1.8 YTL’ye satılırken, Ayvalık türü fidanlar 1.8 ila 2.5 YTL’den alıcı buluyor. Sofralık zeytin üreticisine daha az maliyet çıkarmakla kalmıyor. Kazancı da yağlık zeytinden yaklaşık 3 kat daha fazla. Sofralık zeytinin kilosu üreticiye 2 ila 4YTL kazandırıyor. Ortalama 5 kilo zeytinden bir kilo yağ çıkıyor. Yağın üreticiden çıkış fiyatı 5.800. Bu durumda yağlık zeytinin kilosundan elde edilen kazanç 1 YTL’ye düşmüş oluyor.
Yağ bedeli kadar vergi ödüyoruz
İhraç zeytinyağında yüzde 100’e yakın oranda gümrük vergisi ödemek zorunda kalan Türkiye, dünya pazarlarını da genişletemiyor. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, "Avrupa’ya zeytinyağı sokabilmek için yağ bedeli kadar vergi ödemek zorundayız. Bu, Türkiye zeytinciliğinin önündeki temel engel” diye konuşuyor. Gümrük duvarlarının rekabet engeli olmaktan çıkarılması gerektiğini vurgulayan ve oluşturulacak ulusal zeytin konseyinin konuyu öncelikli gündemine alması gerektiğini belirten Çetin, "Yılda 600 bin tondan fazla ayçiçek yağı ithal ediyor ve bunun büyük bölümünden sıfır vergi alıyoruz. Türkiye bunun karşılığında zeytinyağını pazarlık konusu etmeli ve tarife indirimi almalı” önerisini getiriyor. Bugün ABD dışında dünyanın en önemli zeytinyağı alıcısı Avrupa ülkeleri; İsviçre, Hollanda ve İngiltere. Birlik üyesi bu ülkeler birbirine gümrüksüz giriş yapıyor. Kendi üreticisini korumayı amaçlayan AB, birlik dışından aldığı zeytinyağına yaklaşık yüzde 100 vergi koyuyor.Markalaşmayı başararak Avrupa`da rafa çıkan Türk yağı, iki kat yükselen fiyatıyla rekabette çıkmaza giriyor.